Anıttepe (Rasattepe)

Tepenin Tarihçesi

Anıttepe’nin eski adı “Rasattepe” idi. Anıtkabir yapılmadan önce burada, tepenin doruğunda birkaç küçük yapı vardı. Bu yapılar, rasat (meteoroloji) istasyonu olarak kullanılıyordu. “Rasattepe” adı da bundan ötürü verilmişti. Yerli Ankaralılar buraya “Beştepeler” diyorlardı. Bu ad, buradaki tümülüslerden geliyordu.

Anıtkabir’in Rasattepe’de yapılmasına karar verildikten sonra buradaki tümülüslerin kaldırılması gerekiyordu. Bu tümülüsler, Frigler’in, büyükleri için yaptıkları mezarlardı.

Başkentimiz Ankara, Frigler zamanında, önemli bir şehir idi. Ankara içinde ve çevresindeki tümülüslerde yapılan arkeoloji kazılarında da birçok eserler bulunmuştur. Bütün bu kalıntılardan anlaşılıyor ki Frigler, ölüleri için oda gibi mezarlar yapıyorlar ölülerin yanlarına, dünyada sağ iken kullandıkları bütün eşya ve silahları koyuyorlardı. Bu gelenek, Frigler’in öldükten sonrada sürüp giden bir öteki dünya (ahiret)’ya inandıklarını göstermektedir.

Rasattepe’deki tümülüsler, Anıtkabir yapımı sırasında, toprak düzeltilmeleri yapılırken ortadan kaldırılacaktı. Bunu duyan Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü işe el koydu. Türk Tarih Kurumu’nun da yardımı ile Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi doçentlerinden Arkeolog Dr. Tahsin Özgüç’ün başkanlığında bir kurul kuruldu. Müzeler Genel Müdürlüğü arkeologlarının da katıldıkları bu kurul, Rasattepe’deki tümülüste kazılar yaptı.

Bu tümülüslerde ortaya çıkarılan eserler, şimdi Ankara Arkeoloji Müzesi’ndedir. Gordion yöresinde olduğu gibi, Ankara çevresinde ve özellikle Gazi Orman Çiftliği bölgesinde daha birçok tümülüsler vardır.

TEPENİN TABİÎ DURUMU

Özelliklerini daha sonra anlatacağımız proje yarışması bittikten sonra 9 Eylül 1944 tarihinde Anıtkabir’in temel atma töneri yapıldı. Burada yapılacak anıtın biçimi ve özellikleri belli olduğu için, tepenin, genel ağırlığı 150.000 tona varacak olan yapının basıncına dayanıp dayanamayacağı meselesi, çözülmesi başta gelen bir problemdi. Bunun için temelde modern metotlarla teknik “temel mekaniği” incelemesi yapılacaktı.

Bayındırlık Bakanlığı, Anıtkabir temel incelemesi işi ile, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Salih Sayar’ı görevlendirdi. Prof Sayar, Rasattepe’nin jeolojik durumunu inceledi. Çalışmalarının sonucu bir rapor ile ilgililere bildirdi. Sayın Prof. Sayar, bu raporunda “907 rakımlı Rasattepe’nin eski bir alüvyon alanı üzerindebir taraça (seki) kalıntısı olduğunu, Dördüncü Zaman’ın ilk devresinde teşekkül ettiğini” tespit etmişti (18Mayıs 1945).

Anıtkabir yapımı, böyle teknik ve ilmî araştırmalar ve incelemeler yapılarak yürütülürken, ortaya çok önemli bir problem çıktı. Anıtkabir alanında derinliği 40 metreye kadar inen sondajlar yapılıyordu. Bu sondajlar sırasında, tepenin içinde büyük boşluklar (galeriler) bulundu. Bu galeriler, birkaç oda büyüklüğünde idi ve insan eli ile yapılmış olduğu kanısını veriyordu. Fakat bu galerilerin içinde insanların oturduklarını gösteren hiçbir iz yoktu. Ancak bu boşluklar, yapım işini aksatıyordu. Özellikle, Anıtkabir’in Şeref Holü’nün altında böyle boşlukların bulunması çok korkunç sonuçlar verebilirdi. Durum, yapıyı kontrol eden mimar ve mühendislerce Bayındırlık Bakanlığı’na bildirildi. Ayrıca mozole kısmı temelinin sağlamlaştırılması için yapılan yeni şemada yazıya eklendi. Bayındırlık Bakanlığı bu projeyi beğendi. Bundan başka Anıtkabir temelinin her taraftan demir potrel ve tellerle toprağın içine, bir geminin su altındaki kebili gibi, yerleştirilmesi kararlaştırıldı.

Görülüyor ki, Atatürk Anıtkabiri’nin yeri, bir tesadüfle seçilmemiş, insanların binlerce yıldın beri sürüp gelen ortak değer yargılarının ışığında bulunmuştur. Böylece Atatürk’ün “Bu tepe ne güzel anıt yeri!…” diye açıkladığı isteği de yerine gelmiştir.

Anıtkabir’in depremlere karşı dayanıklı olması gerekiyordu. Bayındırlık Bakanlığı bu durumu, kendi uzanları ile İstanbul Teknik Üniversitesi profesörlerinden kurduğu bir komisyona inceletti. Bu komisyon uzun incelemeler sonunda vardığı sonuçları 11.12.1948 tarihli bir rapor ile adı geçen Bakanlığa bildirdi.“

Şimdi yürürlükte olan deprem haritasında Ankara şehri, bütün depremsiz bir bölge olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte, merkezleri bu bölgeye yakın olan yer sarsıntılarının Ankara’da yansımasından ötürü Anıtkabir’in gerek kapladığı alanın genişliği ve gerek mimarlık projesinin sismik bakımdan gösterdiği özellikler ve yeri itibarıyla bir tepe üzerine yapılacağı gözönünde tutularak, bu yapının deprem etkilerine göre hesaplanması, komisyonumuzca uygun görülmüştür. Bu bakımdan:

  1. Yapı, mümkün olduğu kadar hafif olmalıdır. Özellikle bu durum, yapının yüksek yerlerinde kesin olarak sağlanmalıdır.
  2. Anıtkabir’in yapıldığı toprak, alüvyondan meydana gelen bir tepe olduğundan, deprem yüzünden yer kayması ihtimal içinde görülmektedir. Bundan ötürü, üstyapı ile temel bölümünün yekpare (tek parça) bir kitle teşkil edecek şekilde düzenlenmesi gerekir.
  3. Rasattepe’nin yamaç ve eteklerinin ağaçlandırılarak, toprağın aşınmaya karşı korunmasının sağlanması gerekli görülmüştür.”

Bütün bu teknik raporlar, Anıtkabir’in dış mimarlığında hiç bir değişiklik yapılmadan, plânın yeniden gözden geçirilmesini ve gereken tedbirlerin alınmasını mecburi kılıyordu. Yapının temeli, demir-beton karışımı ve üst bölüm ile tek parça (yekpare) olacaktı. Bundan ötürü proje yeniden gözden geçirildi. Teknik raporlarda ileri sürülen bütün tedbirler alındı. Biraz önce de söz konusu ettiğimiz gibi Anıtkabir’in temel kısmı, tıpkı bir geminin su altındaki kesimi gibi toprağın içine yerleştirildi. Böylece anıt, türlü tabiî tesirlere dayanıklı bir duruma getirildi.

Yorum Ekle:

Bir Cevap Yazın