BEN, CUMHURİYETİ BÖYLE KAZANDIM!…

Ankara, 10. cumhuriyet yılının büyük ve ölçüsüz sevinci içindedir.Şehir, baştanbaşa ışıklarla donatılmıştır.Eğlence yerlerinde her Türk, tam bir şuurla devrimin nimetlerini idrak ederek neşe içinde eğlenmektedir.

Atatürk, resmi baloların verildiği yerlere uğradıktan sonra halkevi’ne de teşrif ediyor.Orada, milli ve mahalli giysileriyle coşan ve coşturan Türk köylüleriyle karşılaşıyor.

Birgün bu milleti ve bu memleketi kurtarmak için atıldığı mücadelede kendisine yegane kudret ve kuvvet membaı olan bu temiz yürekli vatan evlatlarının neşelerinden son derece duygulanıyor.Onları bir süre seyrettikten sonra, doğru Çankaya’ya teşrif ediyorlar ve:

-Efeleri buraya getiriniz!.. Emrini buyuruyorlar.

Efelerin Çankaya’da Atatürk’ün sofrasında nasıl coştuklarını ve nasıl coşturuklarını anlatmaya imkan yoktur.Büyük Ata, sahnenin en heyecanlı bir anında, Ankara efelerinden birine soruyor:

-Efe, sen benim için ne yapabilirsin?

Efe tereddüt etmeen cevap verir:

-Her şey…

-Mesela?..

-Ölürüm..

Şimdi bütün dikkat Atatürk’e çevrilmişti.Kimse konuşmuyor, onları dinliyordu.Atatürk, gözlerini etrafındakiler üzerinde birkez gezdiriyor.Sonra:

-Efe diyor, sözünde samimi misin?

-Emir sizindir, Ata’m.

Atatürk, elini dizinin üstüne vuruyor:

-Koy başını buraya!..

Efe derhal başını Ata’nın dizlerine koydu ve başını koyar koymaz şakağında bir soğuk temas hissetti.Bu, Atatürk’in şakağına dayadığı tabanca namlusunun soğukluğuydu.Efe, bu soğuklukla beraber şakağına dayanmış bir tabanca olduğunu görmüş, fakat en küçük bir harekette bulunmamıştı.

Efe, Ata’sı için ölümü seve seve kabul edebilirdi.Fakat Atatürk ona kıyacak mıydı?

Bütün yüzlerin rengi bir anda solmuş, heyecan son haddini bulmuştu.Nefen almatan korkuyorlardu ve gözler Atatürk’ün elindeydi.Tabanca, efenin şakağına dayanmıştı.Fişek sürülmüş ve emniyet açılmıştı.Atatürk bir saniye bile sürmeyen bu an içinde ve gözle farkedilmeyecek bir hızla tabancanın namlusunu şakağın yanından, belki bir santim kadar kaydırarak tetiği çekiyor.

Derin sükutu yırtan korkunç tabanca sesi…

Kalpler, sanki yerinden kopacak.

Hazır bulunanların hepsinin beti benzi kül rengini almıştır.

Fakat, efenin başı hala Ata’nın dizindedir ve efede en küçük bir kımıldama yoktur.

Atatürk, efenin başını dizlerinden kaldırıyor, temiz alnını dudaklarına doğru çekiyor ve öpüyor.

Hala biraz önceki havanın tesirinden kurtulmamış olanlara:

-İşte, ben anadolu savaşını bunlarla ve böyle canlarını esirgemeyenlerle kazandım, diyor.

 

(NÜKTE VE FIKRALARLA ATATÜRK, SH.11-12-13)

Yorum Ekle:

Bir Cevap Yazın